Haber Hürriyeti. Türkiyenin En özgür haber portalı
07 Eylül 2010 Salı
Sık Kullanılanlara Ekle |   Kullanıcı Girişi | Künye ve İletişim | Reklamlar   Site içi arama :  
Skip Navigation Links
Prof. Dr. Ali GÜNGÖR
Ercüment ERKUL
Fikret KALMUK
İnsanlık ne kadar küçülmüş böyle
Ege’de bu gün gazetesinde, Fethiye’den bir haber dikkatimi çekti.”Kefil oldu, hayatı soldu “ başlığı ile verilen haberi okurken insanlığımdan utandım inanın...
05.09.2010
Talat KIRCAN
Sedat PİŞİRİCİ
Erdal İZGİ
TAKDİR EVLADA, GURUR BABAYA
İzmir’in Ayaskent Belde Belediye Başkanı, babasının kaçak yapısına 23 bin TL para cezası kesti.
06.09.2010
Mustafa TÜRKAY
SPOR Aslı ÖNER
Zeynel KOZANOĞLU
ABD’DEN MEKTUP VAR
Bütün komşularımıza sıcak selam söyle. Her gün biz bütün komşularımız için dua ediyoruz. Ve, referendum için dua ediyoruz,
05.09.2010
Tayfur GÖÇMENOĞLU
Yaşar AKSOY
Metin AYDINOĞLU
İstismarcılar…
İşsizlik had safhada ya, ‘emek sömürücüleri’ çoğalıyor. 500 liralık, sigortasız iş için ‘biraz insaf’ diyene. ‘O paraya çalışan çoook’ diyorlar...
03.09.2010
Hülya SEZGİN
Tatil bitti, dönüş...
Tatil bitti... Ben döneceğim günü zaten belirlemiştim, ama dönmeme iki gün kala ortalık karıştı. Bir fırtına, bir yağmur, göz gözü görmüyor... Hortum örneği evin etrafında fırıl fırıl dönen yağmura bir türlü yetişemedim.
03.09.2010
Dr. Cem AYDEMİR
Darbımeseller
Kavganın iyisi olmaz. Kaynayan kazanın üzerinde kapak durmaz. Zalim varsa zülümde vardır.
06.09.2010
Skip Navigation Links.
 Resim Galerisi
Tüm Resimler için...
 Video Galerisi
HaberHürriyeti Video Galerisi
Galerimiz için...
 Mini Anket
http://www.tema.org.tr
http://www.cekulvakfi.org.tr/
http://www.turcev.org.tr
http://www.millipiyango.gov.tr/sanstopusonuc.html
HİJYEN DENETİMİ
BELEDİYEYİ BASTILAR: 1 ÖLÜ, 16 YARALI
EMEKLİ BANKACI EVİNDE ÖLDÜRÜLDÜ
MİKSERE ÇARPAN OTOMOBİL ALEV ALDI:3 ÖLÜ
ERZURUM'DA KAZA: 3 ÖLÜ, 3 YARALI
TATİLE GELEN TURİST CANINA KIYDI
KEMAL ANADOL: EVET ÇIKARSA ÜLKE REJİM DEĞİŞİKLİĞİNE GİDER
GİRESUN'DA KAZA: 2 ÖLÜ, 6 YARALI
Yüzbaşı Selahattin’in yoldaşı..

Yüzbaşı Selahattin’in yoldaşı..

“Yüzbaşı Selahattin’in Romanı”, İlhan Selçuk tarafından kaleme alınarak yayına hazırlanan bir kurtuluş savaşı belgesel romanıdır. “Selahattin Yurtoğlu” isimli bir yurtsever Türk subayının hatıratının roman sayfalarına dönüştüğü bu iki ciltlik 1973 basımı yapıt, Kemal Tahir’in “Yorgun Savaşçı” romanının 1968’de Yunus Nadi Armağanı’nı kazanmasıyla başlayan bir sürecin sonunda gün yüzüne çıkmıştır.

Cengiz Yurtoğlu, armağanın ilan edilmesinden sonra İlhan Selçuk’a telefon ederek, Yorgun Savaşçı romanında babası Yüzbaşı Selahattin’in de anlatıldığını ve bu iki yurtsever subayın arkadaş olduklarını; Selahattin Yurtoğlu’nun özellikle 1894-1921 yıllarını ve daha sonrasını kapsayan aile tarihi yazımının, Balkan, 1.Dünya ve Kurtuluş Savaşımıza büyük ölçüde ışık tutacağını belirtir.

Hatırat, İlhan Selçuk’un eline geçer geçmez romanlaştırılmaya başlanır, geçmişte yaşanmış inanılmaz bir tarih hatıratın sayfalarında saklıdır, yazar onu hızla kaleme alarak bir roman formu içinde estetize eder.
“Kurtuluş Savaşı Edebiyatı”mızın temel romanlarından biri olan “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı” böylece okuyucu ile buluşur.

1894 doğumlu Selahattin Bey, Edirne Askeri İdadisi ve Harbiye eğitiminden sonra fırtınalı bir yaşama savrulur. İtalyan Savaşı, Balkan Savaşı, İran ve Kafkas cepheleri, Irak cehennemi, Bağdat savunması, Bakü’nün zaptı, bu genç subayın kaderini ve daha geniş çapta da İmparatorluğun kaderini yakıp kavurur..

20 Aralık 1914’te İstanbul’dan 20 yaşında bir teğmen iken Turan’ı fethetmeye çıkan Selahattin Bey, 5 Şubat 1919’da 25 yaşında bir yüzbaşı olarak yanmış ve yıkılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun başı önüne eğik başkentine (payitaht!) döner. Dört ay, bu esir edilmiş şehirde acılar içinde kıvranarak yaşar ve Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basışından iki gün sonra, 21 Mayıs 1919’da Anadolu’ya geçerek, alevler içinde başlayan Anadolu İhtilali’ne, yani Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katılır.

İlhan Selçuk’un son sözü

Tipik bir kurtuluş savaşı kahramanı olan Yüzbaşı Selahattin’in hikayesinin anlatıldığı romanın sonunda, İlhan Selçuk bir “Son Söz” yazarak, hem tüm kurtuluş savaşı yurtseverlerinin ruh dünyasını hem de kendi kişisel yurtseverliğinin derinlerdeki başlangıç ipuçlarını sergilemiştir.

Bu son söz, İlhan Selçuk’un makalelerinde ve konuşmalarında her an tekrarladığı şaşmaz ve dinmez anti-emperyalizminin örnek metinlerinden biridir:
“- Yüzbaşı Selahattin, bir çağ değişimini kişiliğinde yaşamıştır, umutla, acıyla, korkuyla, yüreklilikle, bilinçle, bilinçsizlikle..
Yüzbaşı Selahattin küçük iken sandala binmekten korkardı, keleklerle nehirleri aştı Bağdat’ı kurtarmak için.. Gizli ödeneklerin yüz binlerce altın lirasını elinde tuttu, ama sonunda parasız kaldı, karısını hastaneye yatırıp ameliyat ettirmek için dürbününü satmaya kalktı. Yüzü açık kadın görmekten ıstırap duyardı gençliğinde, ama eşine kaç göç uygulamadı. Savaşlara girdi çıktı, ölümlerden kurtuldu, insanlar öldürdü gözünü kırpmadan, sonra eşinin ölümünde yıkıldı, bitti; yüreğinden vuruldu en büyük duygusallıkla.. Turan’ı kurtarmak istedi, Anadolu’nun kurtulamayışını yaşadı ölünceye dek.. Yenilginin romanını yazdı bir ömür boyu..
İtalyan Harbi’nde yenildi, Balkan Harbi’nde yöneldi, sonra “Payitahta”a dek uzanan bir çöküntünün acısını tattı. Birinci Dünya Savaşı’nda İran içlerinden Dilman’dan, Irak cephesinde Bağdat’tan, Kafkasya’da Bakü’den yenile yenile çekildi Mütareke İstanbul’una.. Turan’ı kurtarayım derken Türkiye’yi yitirmişti.
Anadolu’ya geçti bu kez.
Ve sonunda kurtuldu Anadolu..
Ne var ki, Yüzbaşı Selahattin, kurtulmuş sandığı Anadolu’nun kurtulamayışını da gördü. Emperyalizm asker giysilerini çıkarmış, sivil giyinip kravat takarak gelmişti bu kez.. İlk bakışta görünmeyen ve tanınmayan bu düşmanın pençesinde kıvranıyor, bir türlü kurtulamıyor, çağdaşlaşamıyordu Türkiye.. Yüzbaşı Selahattin, 1956 Mayısında öldüğü gün, ülkenin petrolleri, madenleri, bankaları, dış ticareti yabancıların denetimindeydi. Ve Anadolu’daki yabancı üslere Türk generalleri, Amerikalı Albay izin vermeden giremiyorlardı.”

Bir destan, üç roman

6 Temmuz 2010 Salı günü sabahı, Yüzbaşı Selahattin’in Romanı’nı birkaç gecedir hiç uyumadan, kim bilir kaçıncı kez bitirdim.

Bu roman, Filistin cephesindeki subay arkadaşlarının “Cehennem Topçu” dedikleri Yüzbaşı Cemil’in anlatıldığı Kemal Tahir’in kaleminden çıkma “Yorgun Savaşçı” romanıyla, başlangıç bölümünde Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Bey ile yurtsever bir genç olan Yusuf’un İzmir’in işgalinden bir gece önce Maşatlık Tepesi’ndeki konuşmalarıyla başlayan Samim Kocagöz’ün “Kalpaklılar ve Doludizgin” romanıyla ve Nazım Hikmet’in tüm Türkiye halkının şanlı direnişini anlatan “Kuvayı Milliye Destanı” ile birlikte edebiyatımızda  “Emperyalizme karşı ulusal kurtuluş ruh ve bilincini” yaratan temel yapıtlardan biriydi.
Ben bu buluşmaya, bir konuşmamda “Bir destan, üç roman” dememiş miydim?

“Bir Destan, Üç Roman” kavramı, bu ülkenin ulusal kurtuluş bilincini ilk planda sergileyen bir öncü bireşimdir. Ulus olmanın, devrimci olmanın, başı dik bir halk olmanın, Emperyalizme teslim olmamanın, her şeyin çürüdüğü bir küresel saldırıda dimdik ayakta durabilmenin temel dinamiklerini günümüzde bile aşılayan bir direniş cephesidir, bu edebi eserlerin toplamı veya buna benzer ürünler..

Şu ülkenin acı talihine bakın ki, Kuvayı Milliye Destanı, Nazım’ın Ankara Merkez Cezaevi, İstanbul Tevkifhanesi, Çankırı, Bursa ve Üsküdar Cezaevlerinde, 1938-50 arasındaki 12 yıllık mahpusluğu esnasında kaleme alındı.. Yorgun Savaşçı romanı ise Kemal Tahir’in 12 yıl yattığı hapislik günlerinde yazıldı, filmi ise 10 yıl yasaklı ve yakılı kaldı.

Kemal Tahir ilk eşi Fatma İrfan’a 10 Aralık 1938 yılında hapishaneden gönderdiği mektupta şöyle demişti:
“- 1938’de Cumhuriyet Ordusunu isyana teşvik etmek cürmü ile hapse tıkılan Kemal Tahir’in Türk İnkilabına dair en kuvvetli eseri yazması, tarihte pek garip olacak..”

Bu cümle Nazım’ın Kuvayı Milliye Destanı’nı hapiste bitirdiği 1939 yılı Şaban ayında, destanın sonuna düştüğü nota da gönderme yapar:
“- Bu katliamda hürriyetimi ve ekmeğimi kaybettiğim oldu. Fakat hiçbir zaman açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden güneşli elleriyle kapımızı çalan gelecek günlere emniyetimi kaybetmedim. Ve bundandır ki ben hücremde bu sabah yaklaşan bir müjdenin davetiyle uyanıyorum. Ve bu nikbinliğin verdiği hakla bu destanı yazmakla büyük, doğru ve mükemmel bir iş yaptığıma inanıyorum”.

Sevgili Samim Kocagöz de, yaşamı boyunca rejim tarafından hiç sevilmemiş, hiç desteklenmemiş, hep kösteklenmişti, ama bu acıları hep içine atarak onurundan hiç ödün vermedi.

Kurtuluş Savaşı’nı edebiyat aracılığı ile tarihe geçirenlerin ortak kaderi bu muydu?..

Yüzbaşı Selahattin’in yazarına Ziverbey İşkencehaneleri’nde ve Ergenekon İddianameleri’nde reva görülen eziyet, iftira ve saldırılar, ne hukuka, ne demokrasiye, ne de ulusal duyguya yakışmıyordu.. Bilmem anımsanır mı, sağcı General De Gaulle 1968 öğrenci direnişini yazılarıyla ve eylemiyle destekleyen Sartre’ın tutuklanmasını isteyenlere karşı çıkmış ve “Sartre, Fransa’dır!” demişti. Bilmem bunu hiç duymuş mudur savcı beyler?..

Her şey çürümüş

6 Temmuz sabahı bunları düşündükten sonra çıkıp bakkaldan “Cumhuriyet” ve ekindeki CD’yi aldım. İlhan Selçuk’un Ergenekon İddianamesi’ni hukuk açısından çöpe gönderen incelemesinin sonuncusunu okudum, iddianamenin 1757-59 sayfalarındaki Ulusal Kurtuluş ve Cumhuriyet Aydınlanması’nı mahkum eden iddiaları perişan ederek, “Bu Cumhuriyet Savcılığı Değil” şeklindeki sonuç cümlesini ürpererek beynime kazıdım.

Sonra gazetenin ekinde verilen Ümit Zileli’nin hazırladığı radyo programındaki “İlhan Selçuk’un Sesinden Türkiye ve Dünyaya Bakış” CD’lerinin birincisini yine hüzün ve keyif karışımı bir duygu ile defalarca dinledim.

Sonuç olarak şunu düşündüm.. Yüzbaşı Selahattin’ler, “Her şey çürümüş” diyerek Anadolu’ya geçmişlerdi. İlhan Selçuk ta, Silivri için “Her şey çürümüş” diyordu.
Bu çürümüşlük, yalnızca Silivri’yi kapsamıyordu, tüm ülkeyi kapsıyordu; şehit acıları, yoksulluk, işsizlik, umutsuzluk ve dış komplolarla yarınına korku ile bakan, bölünmeden daha kötüsü “yutulma” dehşeti ile içi titreyen halkı, vahşi bir küresel saldırı çepeçevre sarıp sarmalamıştı..

İlhan Selçuk, Ziverbey’den Silivri’ye, Madanoğlu Davası’ndan Ergenekon Davası’na, haksız ve acımasız biçimde Emperyalizm’in maşaları tarafından yargılanırken, daima Yüzbaşı Selahattin’in bir yoldaşı, bir silah arkadaşı olmanın bilinciyle her zaman, her yazısında, her konuşmasında, her tavrında Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızdan, Kemalizm demek olan Aydınlanma Devrimi’mizden ve Türk halkının Emperyalizme karşı birliği ve cephedaşlığından yana olmuştur. Ölümünden sonra ne yazık ki ismi Çetin Altan’la yan yana anılmasına rağmen, Altan’ların tam tersinedir, tam karşılarındadır, tamamen yurtseverliğin zirvesindedir. Onların Taraf’ında değildir.. Ve hiçbir zaman olamaz..

Emperyalizme karşı olmak..

Bakın İlhan Selçuk 19 Nisan 1998 günü ne yazmış.
“- PKK politikayı silahla yürütmeye çabalıyor..
Sivilin, kadının, çocuğun, yaşlının, kundaktaki bebeğin üzerine doğrultulmuş silah, alçaklığın vurucu gücünü simgeler..
Medyada çok akıllı, fikirli ve de kurnaz entellerimiz var, bunlar sürekli insanlıktan, barıştan, hoşgörüden söz açarlar; ama bir kez bile PKK’nın canavarlıklarını kınamaya dillerdi varmaz.
Oysa PKK yalnız kan dökmüyor;
Güneydoğu’da Kürt’ün demokratik yoldan haklarını savunmasına ipotek koyuyor..
İç politikadan silah ve dincilik kalkacak.
Kalkmazsa demokrasi olmaz..”

İlhan Selçuk’un 1980 sonrası yakın tarihimiz açısından en önemli mesajı, PKK’ya teslim olmamamız üzerinedir. İlhan Selçuk anti-emperyalist derin sezgileri ile PKK’nın ve Ortadoğu’da bir Kürt devleti projesinin, Irak’ın parçalanmasından sonra gerçekleştirilecek bir “Amerikan Emperyalizmi Projesi” olduğu ilk kez kavrayıp, bu bölücü, kıyıcı, halkları birbirine düşürücü şeytani operasyona hayatının sonuna kadar karşı çıkmıştır. Bu geleceğimizin inşasında hayati derecede önemlidir.

Ya tersi olsaydı?.. İlhan Selçuk bile, ileri yaşında kimileri gibi Amerikan Emperyalizmi’ne teslim olsaydı?
Olamazdı!..

Yüzbaşı Selahattin’lerin yoldaşlarına, silah arkadaşlarına bu ihanet yakışmazdı.
İlhan Selçuk, ulusal kurtuluşçu bir yurtseverin yapabileceğinin hepsini en sonuna kadar yaptı..
Doğu’nun bilgelik geleneği ile Batı’nın aydınlanmacı ilericiliğini, bir Hacı Bektaş tevazuu ve bilincinde buluşturdu, Emperyalizme olduğu kadar dünyayı mahveden Kapitalizme de akılla ve yöntemle karşı çıktı, hiçbir zaman yenilmeyen ve yurtseverlik davasından hiç vazgeçmeyen bir inanç sergiledi.. Bir kez daha, yeni bir kurtuluş savaşını başarabilirsek, inanın ki, cephede onun yazıları okunacaktır.. İlhan Selçuk’tan, geleceğin Türk yurtseverlerinin öğreneceğin çok dersler vardır.

Ona “İlhan ağabey” diyenleri kıskanmışımdır.
Çünkü onunla hiç tanışmadım ve hiç konuşmadım..
Yüzbaşı Selahattin’in vuruştuğu cephe boylarında, bu tür yurtseverlerin ateşini yüreğinde hissetmek yeter de artar bile!
 YAŞAR AKSOY


Yazıyı Facebook'ta Paylaş

Yazıya Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız ve Rumuz :   Yaşadığınız İl :
Başlık :  
Yorumunuz :  
   
Yorumu Gönder !                     Vazgeç  
 
// Diğer Yazılar //
  Yüzbaşı Selahattin’in yoldaşı..  |||   Yüzbaşı Selahattin’in Romanı, İlhan Selçuk tarafından kaleme alınarak yayına hazırlanan bir kurtuluş savaşı belgesel romanıdır.
  İzmirlilerin İstanbul dayanışması  |||   İzmir’de doğdular, meltem kokusuyla büyüdüler sonra rüzgar onları İstanbul'a savurdu. Yıllar sonra buluştular ve bir dayanışma gurubu kurdular.
  İstanbul'daki anam  |||   Bir süredir İstanbul'dayım.. Ama gözlerimin önünden hep rahmetli anam akıp geçmekte.. Anneler Günü için bir şiir yazdım.. Okuyucularımla paylaşmak isterim..
  İzmir Kitap Fuarı’na merhaba!  |||   Bu yılki TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nın “Onur Konuğu”nu önce size tanıtmalıyım. YÜKSEL PAZARKAYA...
  İzmir'i kim yaktı?  |||   İzmir'le ilgili dev bütçeli bir dizi filmde ortaya atılan iddialar ilk değil. Çeşitli mekanlarda son zamanlarda gündeme gelmeye başladı.
  Manisa Mesir’i 470 yaşında  |||   Kanuni’nin annesi Hafsa Sultan’ın hastalığını tedavi etmek için “Merkez Efendi” isimli bir bilgin tarafından yaratılan Mesir Macunu 470 yaşında
  Balıkçı'nın Balbay sevgisi..  |||   - Sana soruyorum.. Şu Balbay var ya.. Ne yaptı bu çocuk?.. Ne güzel anlatırdı NTV'de.. Emin Çölaşan, Yavuz Donatla konuşurlardı.
  Güldal Mumcu'ya içim acıdı..  |||   Benim için "Uğur Mumcu", tıpkı İzmir'de kuvayı milliye'nin ilk kurşununu atan Gazeteci Hasan Tahsin gibi bir vatan şehididir..
  Tekel Direnişi  |||   Binlerce el buluştu. Tek el oluştu. Yumruklar kaynaştı. Tutuşturdu vatanı işçiler..
  Gazeteciler Günü..  |||   Her 10 Ocak günü Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutlarız.. Bir yıl boyunca harcadığımız emeğin karşılığını da, Hasan Tahsin Ödülü'nü kazanınca görürüz..
  Yılbaşı Geyiği..  |||   Laz feminist ne yapmış? Yılbaşı neden 1 Ocak'tır? Peki nasıl kutlayacaksınız: 1-Adam gibi mi? 2-Hayvan gibi mi? Yoksa, 3-Ot gibi mi?
  İzmir'in Kimliği  |||   Uygarlık, ilk kez bu kentin rıhtımından kalyonlara yüklenerek denize açıldı. Çünkü Antik çağda bilimin, felsefenin, şiirin, sanatın, mimarinin merkeziydi bu kent.
  Bayram gülücükleri..  |||   Meğerse ben, 30 yıl kadar asık suratlı dolaşan, yazıp çizen biriymişim. Halbuki çok matrak adamımdır.. İçimden şamata, gırgır, makara gırla gider...
  Yılmaz Özdil'i hala okumadınız mı?  |||   Yazı işlerinde en alt düzeyden emek harcamaya başladı. Kısa sürede Genel Yayın Yönetmeni oldu. Çalışkan, sağlam karakterli idi..
  Balbay'ı okulunda düşündüm..  |||  
  CUMHURİYET BİLİNCİ  |||   Çocuklarımızı korumanın yolu Cumhuriyet'i korumaktan geçer. Cumhuriyet atalarımızın mirası, önderimiz Atatürk'ün ilkeleri üzerine kurulu var olma bilinçimizdir.
  KUVAYI MİLLİYE SÜVARİLERİ...  |||   Yaşar Aksoy, Çeşme'de Kuvayı Milliye kitabını imzaladı ve ''Çeşme Kıyılarında Kuvayi Milliye'' adlı bir konuşma yaptı.
  DİRİLİŞ EKONOMİSİ  |||  
  ECZACIBAŞI VE ŞİFA ECZANESİ  |||   Rahmetli annem, “Aç bakayım ağzını.. Ferit Dede verdi bak.. Sana iyi gelecek.. Pehlivan gibi olacaksın” deyip ağzıma bir kaşık balıkyağını boşaltıverirdi. İnanır mısınız?
  Kartal yuvası Çeşme  |||   Türkiye’nin her yeri kartal yuvasıdır.. Yaşadığım Çeşme de güçlü bir kartal yuvasına sahiptir.
  Hasan Tahsin’in Anlamı  |||   Gazeteci-Yazar Yaşar Aksoy, İzmir’in işgali sırasında Hasan Tahsin’in halkı direnişe çağıran konuşmasını anlattı.
  Kuvay- ı Milliye turlarım başlıyor   |||   Bu yıl, Kültür ve Turizm Bakanlığımızca Kurtuluş Savaşı'mızın 90.yıldönümü anısına “Kuvayı Milliye Yılı” ilan edildi.
  Kuvayı Milliye Yılı Şiirler  |||   Kuvayı Milliye şiirlerimi her gün sitemizin tiryakileri ile paylaşacağım
  Sonsuz Adam  |||   Yenigün Gazetesi Kültür Sanat Yönetmeni Tufan Aksoy, İzmirli Gazeteci Yazar Yaşar Aksoy'la harika bir röportaj yapmış.
  Çanakkale kutlaması  |||   Ege’mizin güzide deniz gücü “Güney Deniz Saha Komutanlığı”, Çanakkale Deniz Zaferi anısına görkemli bir program hazırladı.
 
Skip Navigation Links
Anasayfa
Gündem
Çevre
Ekonomi
Siyaset
Yaşam
Eğitim
Dünya
3. Sayfa
Spor
Künye ve İletişim
Skip Navigation Links
Yazarlarımız
Basından Seçme
Kültür Sanat
ÇizgiYorum
Resim Galerisi
Üyemiz Olun
Çevre Klübü
 
İbrahim IRMAK Yazıyor
Teşhir edin şu düzenbazları KPSS sonuçlarının açıklanması ile patlayan kopya skandalı, LYS ve Açık Öğretim Sınavı'yla doruğa çıktı. Her yerden pis kokular geliyor ve bugüne kadar kimlerin hakkı yendi belli değil. Onun için bir önerim var. Teşhir edin şu sahtekârları da memleket nefes alsın.
KPSS sonuçlarının açıklanması ile patlayan kopya skandalı, LYS ve Açık Öğretim Sınavı'yla doruğa çıktı. Her yerden pis kokular geliyor ve bugüne kadar kimlerin hakkı yendi belli değil. Onun için bir önerim var. Teşhir edin şu sahtekârları da memleket nefes alsın. 06.09.2010
 
Bafi-k-9 Köpek Eğitimi
Artemis Marin Princess
Röportajlar
İdda'da Bugün
Günlük Hava Durumu Tahmini
Mutlaka Okuyun